Putin Dönemi Rusya’sında Protesto: İlan edilmemiş bir olağanüstü hâl rejiminde direnmek
TAM bünyesinde araştırmacı olan Kaan Doğanok, 13 Şubat 2026 tarihinde TAM’da gerçekleşen Dr. Alexander Bikbov seminerini değerlendiren kısa bir yazı kaleme aldı. Bikbov, Putin dönemi Rusya’sında kamusal alanın daraldığı koşullarda protesto ve itiraz repertuarlarını kuramsal ve metodolojik bir çerçevede ele aldı. Sunum, baskı rejimlerinde muhalefetin nasıl görünür, mümkün ve “kullanılabilir” hâle geldiğini tartışmaya açarken, veri üretim süreçlerinin sınırlarına da dikkat çekti.
Seminer: Putin Dönemi Rusya’sında Protesto: İlan edilmemiş bir olağanüstü hâl rejiminde direnmek
Konuşmacı: Alexander Bikbov [CERCEC (CNRS/EHESS)]
Tarih: 13 Şubat 2026
Oturum, kamusal alanın daraldığı ve söz almanın maliyetlerinin arttığı koşullarda itiraz biçimlerinin nasıl incelenebileceği, karşılaştırılabileceği ve betimlenebileceği üzerine ufuk açıcı bir tartışma sunmuştur. Alexander Bikbov konuşmasına, iki yönlü bir amaç ortaya koyarak başlamıştır: Bir yandan kronolojilere ve eylem repertuarlarına geri dönmenin, diğer yandan ise özellikle saha erişiminin zorlaştığı ya da araştırmanın kısmen uzaktan yürütüldüğü durumlarda bu bağlamların araştırma sürecine nasıl etki ettiğine ilişkin son derece somut sorular üzerinden metodolojik bir “katman” eklemenin önemine işaret etmiştir.
Sunumun merkezinde, basit fakat belirleyici bir soru yer almıştır: Hangi siyasal koşullar altında belirli pratikler mümkün, görünür ve toplumsal hareketler açısından “kullanılabilir” hale gelir? Konuşmacı bu soruyu tartışmak için Charles Tilly ve ekibinin geliştirdiği itiraz repertuarları kavramına başvurmuş; eylem biçimleri ile kurumsal konfigürasyonlar (siyasal alanın açıklığı, karşılaşılan riskler, katılım eşikleri ve baskı mekanizmalarının dönüşümü) arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Bu çerçeve aynı zamanda uzaktan gözlemin sık karşılaşılan bir yanlılığına da ışık tutmuştur: Daha kolay okunabilir eylem biçimlerine (gösteriler, dilekçeler, grevler) odaklanma eğilimi. Oysa bu biçimler çoğu zaman daha uzun mücadele süreçlerinin yalnızca bir anını — kimi zaman da kırılgan olanını — temsil eder.
Sunum, hassas ayrıntılara girmeksizin, veri üretim koşullarına ve temel bir ikileme dikkat çekmiştir: İtiraz süreçleri parçalandığında, ölçek değiştirdiğinde ya da daha az görünür biçimlere kaydığında, zayıf veya muğlak işaretleri aşırı yorumlamadan bu süreçler nasıl izlenebilir? Konuşmada ayrıca, daha “klasik” bir mobilizasyon evresi ile daha az doğrudan formatlara, sembolik jestlere ya da anma pratiklerine yönelişin öne çıktığı bir yeniden yapılanma evresini ayırt eden bir dönemlendirme önerilmiştir; buna repertuarların dolaşımı ve çevirileri de eşlik etmektedir.
Tartışma, James C. Scott, Asaf Bayat ve Albert O. Hirschman gibi kuramsal kaynaklara referansla genişlemiş ve yanıtı kolay olmayan bir soruyu gündeme getirmiştir: Olasılıklar alanının keskin biçimde daraldığı koşullarda, belirli bir uzlaşma payı (Hirschman’ın “loyalty” kavramı) olmaksızın bir “voice” mümkün müdür?
Son olarak konuşmacı, bazı konfigürasyonlarda mesleki, eğitimsel ya da kültürel alanların kırılgan bir entelektüel özerkliğin sahnelendiği mekânlara dönüşebileceğini ileri sürmüştür. Salonla yapılan tartışmalar bu hatları derinleştirmiş ve tartışma, oturumun ardından gayriresmî biçimde salon ve kafeteryada sürmüştür.
Değerlendirme: DOĞANOK, A. Kaan